20 Kasım 2014 Perşembe

''Bu tarz benim!''


Bir furyadır gidiyor günlerdir. Millet kilitlenmiş televizyonların önüne!
Efendim, sıra geldi 80’lerin konseptine!
Kim ne giymiş?
Nasıl gezmiş o yıllarda?
Elbette modayı takip edecek insanlar, elbette dışarı çıktığında ya da ev de bile olsa çeki düzen verecek kılığına kıyafetine.
Moda neymiş?
2 yılı aşkın bir süredir televizyon açmıyor ve seyretmiyorum ben!
Televizyonun ilk evlerimize geldiği yılları hatırlıyorum da! Siyah beyaz… Ne mümkün herkes alabilsin. Misafirlikler ‘’telesafir’’ bazen de ‘’ototelesafir’’ haldeydi. Saat 12 dedi mi yayın istiklal marşı ile nihayetlenirdi. Televizyonun denen cihazın evlerimize iyice yerleşmesi ve hatta aileden biri olup çıkması neticesinde; insanlar o cam kutudan bir türlü ayrılamaz, gözlerini alamaz hale geldiler. Zaten kitap okuma ya da okuma oranları ülke bazında istatistiki rakamlara göre yerlerde sürünürken, şimdi yüzdeler eskisinden de çok düşük ve her şeyi cam kutudan görür öğrenir oldu insanlar? Ne kadar? Haberler ve gerçekler, sana sunulduğu kadar! Ötesi yok! Bilmene de gerek yok!
Televizyonun insanlara sağladığı katkıyı, kişiler kendilerine göre değişik yönlerde değerlendiriyorlar. İnsanları eğitmesine gerek yok! Eğitim aracı da değil!  Maksat eğlendirmek mi yoksa insanların akıl ya da algı veya sorgulama yetilerinin uyuşturularak köreltilmesi mi? Ya da hepsi mi? Allah bilir! Dizi dizi diziler, çeşit çeşit programlar! Kazanılan paralar, reklam gelirleri ve cam kutuya kilitlenmiş insanlar! Gelsin artistler, gitsin artistler. Bir günlük şöhret bile yeter diyenler! Bunca yıldır ‘’biri bizi gözetliyor’’ gibi programlardan hangisindeki kişi ya da kişiler kaldı akıllarda veya ortalıklarda? Yok!
Bugüne değin belki binlerce insan geçip gitti bu programlardan, boy gösterdiler. Gün oldu kavga ettiler, gün oldu aşk yaşadılar kendilerince veya şarkı söyleyip şöhret kapılarını açmaya çalıştılar. Kimi özel yeteneklerini sergiledi, kimi göbek attı kim daha güzel atıyor diye, kimi sanat icra etti, kimi de komedi yaptı. Hatırlayabiliyor musunuz? Hangi programlar vardı ve kimler kaldı, bu suyun üstünde? Belki birkaç kişi! Gerisi, kuyruklu yıldız misali ekranlardan kayıp geçti!
Ya ülke gündemi?
Ülkede olup bitenler?
Gezi parkı!
Taksim!
Taksim’de bir saat durduk yerde yerinden vinçle sökülüp kaldırılan otobüs durağı! Otobüs durağının kaldırışına bakan insanların şaşkın bakışları! Neden? Ne için? Kim kaldırdı, bilen yok!
Yine söz konusu edeceğim ki unutuldu birçok yaşadığımız şeyler. Mesela Van depremi! Unuttuk… Unutturuldu! Depremden sonra insanların çektikleri çileler ve halen çektikleri.  Ne haldedirler? Ne yer ne içerler? Bu soğuk iklim şartlarında nerelerde kalır, nasıl yaşarlar?
Şehit babasının derme çatma kapısını eskimiş kilim parçası ile kapattığı kumdan evi!
Halen kayıp çocuklarının izlerini aramaktan yılmayan anneler!
Tersanelerde iş kazasına kurban giden işçiler!
Kaz dağlarındaki doğa katliamı ve eklenen yenileri!
Her gün katledilen şiddet mağduru kadınlar veya çocuklar!
Cinsel istismara maruz kalan yüzler veya binler!
Madenler!
Soma ve orada yitirdiğimiz canlar! Ardında yok ve yoksulluk içinde kalanlar! Çocuklar! Çocuk gülüşleri dudaklarının kenarında donup kalan çocuklar!
Sonra zeytinler!
Zeytinleri kesilmesin diye yerlerde sürüklenip dayak yeme pahasına nöbet tutan köylüler ve hüsran!
Kesilen zeytin ağaçlarından hasat yapıp 3-5 kuruş kazanayım diye çabalarken, yağ fabrikasından dönüşte trafik kazasına kurban giden insanlar!
Ermenek’te günler sonra suyun içinden birbirine sarılmış bir halde çıkarılan cenazeler! Cenazeleri çıkaran kurtarma ekiplerinin tutamadıkları gözyaşları!
‘’Bonzai’’ denen illete ve uyuşturucuya kurban verdiğimiz ve her geçen gün sayıları çoğalan gençler!
Sonra ‘’Bir çift lastik ayakkabı altında ezilen Türkiye’’
İçim ezik, ruhum buruş buruş!
Ben televizyon seyretmiyor, gündemi okuyarak ve kahrolarak izliyorum.
Nereye ve nasıl gidiyoruz? Onu da bilemiyorum!
Daha sayamadığım neler neler!
‘’Bızımla değilsın!!!’’
Değilim!
‘’Bu tarz da benim!’’  arkadaşlar!
Kimse kusura bakmasın!


Ay Şen