Masalları yazan hayat mıdır? Yoksa hayatı mı masallar yazar? Bir varmış bir yokmuş. Hayat bir masalmış da bu masalı bazıları acı bazıları tatlı yaşarmış! Masalın sonu mu? Daha bilen olmamış...
28 Şubat 2015 Cumartesi
<style>.ig-b- { display: inline-block; }
.ig-b- img { visibility: hidden; }
.ig-b-:hover { background-position: 0 -60px; } .ig-b-:active { background-position: 0 -120px; }
.ig-b-48 { width: 48px; height: 48px; background: url(//badges.instagram.com/static/images/ig-badge-sprite-48.png) no-repeat 0 0; }
@media only screen and (-webkit-min-device-pixel-ratio: 2), only screen and (min--moz-device-pixel-ratio: 2), only screen and (-o-min-device-pixel-ratio: 2 / 1), only screen and (min-device-pixel-ratio: 2), only screen and (min-resolution: 192dpi), only screen and (min-resolution: 2dppx) {
.ig-b-48 { background-image: url(//badges.instagram.com/static/images/ig-badge-sprite-48@2x.png); background-size: 60px 178px; } }</style>
<a href="http://instagram.com/aysenarslangiray?ref=badge" class="ig-b- ig-b-48"><img src="//badges.instagram.com/static/images/ig-badge-48.png" alt="Instagram" /></a>
.ig-b- img { visibility: hidden; }
.ig-b-:hover { background-position: 0 -60px; } .ig-b-:active { background-position: 0 -120px; }
.ig-b-48 { width: 48px; height: 48px; background: url(//badges.instagram.com/static/images/ig-badge-sprite-48.png) no-repeat 0 0; }
@media only screen and (-webkit-min-device-pixel-ratio: 2), only screen and (min--moz-device-pixel-ratio: 2), only screen and (-o-min-device-pixel-ratio: 2 / 1), only screen and (min-device-pixel-ratio: 2), only screen and (min-resolution: 192dpi), only screen and (min-resolution: 2dppx) {
.ig-b-48 { background-image: url(//badges.instagram.com/static/images/ig-badge-sprite-48@2x.png); background-size: 60px 178px; } }</style>
<a href="http://instagram.com/aysenarslangiray?ref=badge" class="ig-b- ig-b-48"><img src="//badges.instagram.com/static/images/ig-badge-48.png" alt="Instagram" /></a>
10 Aralık 2014 Çarşamba
Biz Osmanlıcayı tartışırken ülkede ve Dünya'da neler oluyor?
Haberiniz var mı?
Yine değişti gündem!
Ve…
Millet olarak konuşmayı çok severiz biz, her dem!
Leyleğin ömrü geçermiş lak lak ile!
‘’Atı alan, Üsküdar’ı geçermiş’’ güle güle!
Mektep, medresede okumak ilim, irfan bilmek güzel değil
midir?
Osmanlıca nedir? Ne değildir? Dil midir?
Osmanlı ırk mıdır? Dili nicedir?
Mesela şu an Osmanlı arşivleri nerededir? Ne haldedir?
Kimler girebilir? Kimler okur, kimler çözümler?
Bırakınız! Öğrensin gençler!
Hazır ilkokul birinci sınıftan beri, el yazısı ile yazmayı
da öğreniyor iken çocuklar! Daha kolay okuyup yazacaklar! Daha ne ki? Allah’tan
el yazısını minik öykü kitaplarına da uygulamış bazı yayınevleri de çocuklar
okurken fazla zorlanmasınlar, diye! Alt yapıda hazır!
Bir dil bir insansa… İngilizce, Almanca, Fransızca ya da Osmanlıca!
Bilmenin ne zararı var?
Türkçe’yi doğru okuyup, doğru yazmasını tam anlamıyla
öğrendikten sonra!
Biz gündemi tartışırken, bakın neler olup bitiyor.
‘’OECD (İktisadi İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı) Türkiye’deki
gelir dağılımındaki adaletsizlikte en kötü gelişme gösteren ülkeler arasında
Meksika’dan sonra 2. Ülke olduğumuzu ‘’ açıklamış! Birinciliği kimseye
kaptırmayız aslında da bu kez kaptırmışız!
‘’İzmir, Urla, Ovacık köyünde yapılması planlanan RES (Rüzgâr
Enerji Santrali) için, ÇED raporuna gerek görülmemiş! 1806 adet kızılçam
ağacının kesilmesinin Tabiat Varlıklarını Koruma ve Doğal Sit alanına aykırı
olmadığına karar verilmiş! Bu karara karşı çıkan Ovacık köylülerinin de ağaç
kesilen alana girmesi yasaklanmış! Zeytinler derken! Sıra kızılçam ormanlarına
gelmiş! Daha daha sıradakiler bilinmezmiş!
Kadına şiddet ve kadın cinayetleri tam hız hüküm sürmeye
devam ediyor! Her gün bir ya da 2 kadın, cenneti boyluyor, kocalarının eli
maharetiyle. Hani ‘’cennet anaların ayakları altında’’ ya! Cennet konusunda
yardımcı oluyor, adamlar! Esaslı hocaları da var! Çalışan kadınlar ah ah ‘’fuhuşa
teşvik’’ ediyorlarmış ya! El âlemin yatak odasının perdeleri açık! Hocalar
röntgende! İyi bilirler zahir!
George Orwel’i çok seven yazarımız Alev Alatlı’nın damadını,
TT Net Genel Müdür vekilliğine atamışlar! Rivayet midir, nedir bilinmez! Dedikodu
kulislerini kim karıştırır, kimse bilmez!
Yurttan sesler, burada kalsın! Biraz da gelelim Dünya’da
olup bitene!
‘’Fransa’da güvenlik güçlerinin kamu düzenini sağlamak için
kullandıkları gaz bombalarını; bir genç ebediyete intikal etti diye İç İşleri
Bakanı Bernard Cazeneuve -Bir daha böyle bir olayın yaşanmasını istemiyorum ve
kamu düzenini sağlamak için güvenlik güçlerinin gaz bombalarını kullanmasını
yasaklıyorum- demiş! ‘’
Amerika’da ki bilim adamları, suni tohumlama ile
döllendirdikleri penguen yumurtasını ( nasıl yaptılarsa?) 12 hafta kuluçkaya
yatırıp, hayata ‘’merhaba’’ diyen penguenin boy boy fotoğraflarını çekip
yayınlamışlar. Amerika’da öğrencilerin okudukları fen kitaplarında, insan dâhil
tüm canlıların nasıl ürediklerine dair bilgileri içeren kısımların, halen neden
yasaklanmadığı açıklanmadı henüz!
Güney Kore’de üniversite sınavında 2 soru hatalı imiş! Bunun
üzerine Eğitim Bakanı Hwang Woo Yea, soruların hatalı olduğunu kabul etmiş ve
özür dileyerek, görevinden istifa etmiş! Çok ilginç bir gelişme!
Bir istifa haberi de Portekiz’den.
İstifa eden edene! Bir istifa furyasıdır gidiyor!
Yolsuzluğa karıştığı iddia edilen İç İşleri Bakanı Miquel
Macedo; yolsuzluk iddialarına cevap olarak ‘’istifam, sadece kişisel ve siyasal
görüşlere dayalı bir karardır’’ diyerek açıklama yapmış!
Ha bu arada unutmadan!
NASA, gelecekte insanlar Mars’a rahat rahat gidebilsinler
diye yeni uzay kapsülü ORİON’u deneme uçuşuna hazır hale getirmiş!
İngilizler de insan dışkısı ve atık yemek artıklarından
çıkan gazlarla çalışan otobüs yapmışlar. B.kun içinde yüzecekler! Yok, pardon
gidecekler! Haberleri yok!
TOKİ’de şehit ve gazi
ailelerine 13 yıl önce tahsisi edilen evleri ya satın alın ya da 30 gün içinde
boşaltın diye geri istemiş! Doğru mudur bilinmez! Hadi o evleri geri versinler aileler
de ya şehitler geri gelecekler mi? Ya da uzuvlarını kaybeden, gazilerin kayıp
uzuvları?
Flaş flaş… Son dakika… ‘’Bedelli askerlik’’ meclisten geçti…
Bekleyenlerin gözü aydın olsun…
Aydın deyince! Bizim iller, isimlerinden bıkmışlar!
İsmimizi değiştirin diye tutturmuşlar! ‘’Zaman
düşünme ve uygulama devri.’’ Neden olmasın?
Aklıma geldi şimdi!
Sahi, Piri Reis neden idam edilmişti?
Arşivleri mi araştırsak ki?
Ya da…
Mezar taşında, yazar mı ki?
Ay Şen…
Etiketler:
Atı alan Üsküdar'ı geçermiş,
Ay Şen,
ÇED. Osmanlı,
el yazısı,
fuhuşa teşvik,
İzmir,
kadın cinayetleri,
kadına şiddet,
NASA,
OEDD,
ORİON,
Ovacık,
RES,
TOKİ,
Türkçe,
Urla
4 Aralık 2014 Perşembe
Bedelli askerlik derken!
Bedel Hanya’ya, siz soluksuz gitmeyin Konya’ya!
Yağ sürmeyin
ekmeğine, dolandırıcıların!
Zira onlar hazır asker gibi siperde!
Bizim milletimiz kandırılmaya çok müsait! Şimdi telefonlarınıza
günde birkaç tane mesaj düşmeye başlar!
‘’Bedelli askerlik için kredi sağlanır!’’
Sakın ha…
Bankaya maaş almaya gidersin. Ekranda kocaman bir yazı. ‘’Hiçbir
emniyet görevlisi, polis veya savcı sizden para istemez, böyle bir durum için
para çekmeyin ve hemen 155’e haber verin.’’ Ve… Buna rağmen, yıllardır bu tür
dolandırıcılık işlerini yapan karanlık kişiler, yakalanmalarına, medyada ifşa
edilmelerine ve halk da bu konuda defalarca uyarılmasına karşın. Halen bunlara
inanan insanlar var. Bizim millette dikkat eksikliğimi var? Yoksa ayakta
uyutulmaya bu kadar hazırlar mı?
Vakti zamanında da bazı Avrupa ülkelerinden telefonlarla
aranan kişiler, duydukları kadın sesinin cazibesine kapılıp, anlatılan hikâyeye
kanıp, kadınları kurtarmak pahasına, binlerce lirayı ‘’O’’ kadınlara havale
etmiyorlar mıydı? Nasıl kurtaracaklarsa! Kadınlar gelen paraları da çatur çatır
çutur yiyip, başka kurbanlar arıyorlardı! Bir de televizyon programlarına
telefonla bağlanıp, bizimkileri nasıl tongaya düşürdüklerini anlatıyorlardı. Hali
hazırda devam ediyor mu bilemem de!
Uyanık olmakta fayda var!
Tabii bu arada cennetin anahtarını vaat eden sahte müteahhitlere
binlerce lirasını kaptıran insanları da unutmamak lazım. Cennet, nasıl vaat
edilirse parayla? Parayı götürenler
zevk-i sefada, kaptıranlar saç baş yolmakta!
Kredi kartı borçları yüklenen insanlara gelen mesajlar da
cabası! ‘’Kredi kartınızın borcunu biz ödeyelim! Siz bize ödeyin! Diyen ve kurumsal tefecilerin elinden, karanlık
tefecilerin eline düşen insanlar!
Bitmedi…!
Bankaların kredi işlemleri esnasında
tüketicilerden almış oldukları dosya masraflarının, tüketicilere iade edilmesi
gündeme geldi. Bu kez de her gün telefonlara ya sayısız mesaj düşüyor, ya da
telefon geliyor, bilinmedik telefon numaralarından! Telefon numaralarımızı
nasıl buldukları da ayrı bir konu! Sizi arayan numaraya dönerseniz veya telefonda
konuşan kişinin söylemlerine inanır, yanılıp da kredi kartı bilgilerinizi verirseniz
es keza! Yandı gülüm, keten helva! Ayıkla ondan sonra pirinçte ne kadar taş
varsa!
Şimdi bedelli askerlik çıktı ya! Bazılarında hazır para da
olmaz mesela! Ya da satıp satacakları gayrimenkulleri falan. Eee sıcak para lazım acilen! Fakir gider
askere, para bulan bedelliyi ödemeye! Şimdi dolandırıcılar, durumu fırsat
bilip, mesajla ya da telefonla veya internet sitelerinde ’’kolay kredi’’ falan
diye kişileri aldatma yoluna gidebilirler!
Aman dikkat!
Kulak ardına atmayın!
Dimyat’a pirince giderken, evdeki bulgurdan olmayın!
Benden söylemesi…
Ay Şen
Yandı gülüm keten helva; İş işten geçti anlamında kullanılan
bir deyimdir.
Vakti zamanında iş bilir bir helvacı! Zamandan tasarruf
etmek için kos helva ile keten helvayı aynı anda pişirmeye kalkar ve helvalar
yanar. Yanık helvaların kokusunu taa üst kattan alan eşi, helvacıya seslenir ‘’ne
bu koku, ne oluyor?’’ diye. Helvacı cevap verir ‘’yandı gülüm, keten helva!’’
Etiketler:
Ay Şen,
bedelli askerlik,
cazibe,
cennet,
Dimyat,
Kadın,
keten helva,
kredi kartı,
millet,
tonga,
yandı gülüm
25 Kasım 2014 Salı
Ayakkabılar firarda!
http://blog.milliyet.com.tr/ayakkabilar-firarda-/Blog/?BlogNo=480999
Babasının elini tutmuştu sımsıkı. Daha az evvel döktüğü
gözyaşlarının izi duruyordu solgun yanaklarında. Ayakkabılarının tabanları
çıkmış, bir elinde tabanı çıkmış ayakkabısı ile seke seke dönmüştü okuldan,
sokakta ezile büzüle, utana sıkıla. Yol boyu utancından iyice küçülmüştü. Göz ucuyla
insanlara bakıyor bir yandan da tutamadığı gözyaşlarını, dudak kıvrımları
arasında zapt etmeye çalışıyordu.
Eve ulaştığında artık hıçkırıkları çağıl çağıl çağlıyordu.
Annesi şaşkın kapıyı açtı! ‘’Ne oldu?’’ Diye haykırdı. ‘’Düştün mü? Bir yerine
bir şey mi oldu?’’
Sessizce uzattı ayakkabılarını! ‘’Bak ‘’ dedi. ‘’Bak…!’’
İşten yorgun argın gelen babası belirdi ardında. ‘’Tamam,
hanım, bağırma çocuğa!’’
Uzattı kocaman ellerini sevgiyle minik kızın saçlarına,
okşadı. ‘’Hadi üzülme, bırak ağlamayı da! Alırız yenisini.’’ Bunları derken
düşündü bu arada da. Cebinde çok az para vardı. Bankalara kredi ödemesi
yapmıştı. Hani o bitmez tükenmez banka borçlarını kıtım kıtım ödeyeceğim diye
Ali’nin külahını Veli’ye misali, kırk takla atıyordu tabiri caizse. Hani ülkede
kişi başına düşen milli hâsıla dolarlarla ifade ediliyordu da onlara nasip
olmuyordu o dolar bazında söylenen paranın senti bile! Nasıl işse?
Kızının elinden tuttu, ayağına bir terlik giydirdi ve baba
kız akşamın alacasında pazara doğru yol almaya başladılar. Allah’tan ki bu gün
semt pazarı vardı. Ucuz yollu sergiden bir ayakkabı alacaktı çocuğuna.
Cebindeki para ancak onu almaya yetebiliyordu! Olsun… Kızı ağlamayacaktı.
Aslında bilmiyordu!
Birkaç gün önce Çin’den ithal edilen,
kadın, erkek, çocuk ayakkabılarında Kanserojen içeren zehirli madde Azor boyası
tespit edilmişti.
‘’Milliyet Gazetesi'nden Tolga Şardan'ın haberine göre, İstanbul Erenköy Gümrüğü'nde incelenen 25 bin
510 çift ayakkabıda kanserojen madde olarak bilinen Azor boyaya rastlandı ve
ithalat izni verilmedi. 20 Ekim'de yapılan tespitin ardından ayakkabılarla
ilgili gerekli işlemler tamamlandı ve imha kararı alındı.
Tekrar
TIR'lara yüklenen ayakkabılar Kocaeli'ndeki bir atık imha tesisine götürüldü.
İşlem için tespit yapılmak istenince; kolilerde imha amacıyla gönderilen gerçek
ayakkabıların olmadığı, daha önce piyasadan iade alınan eski ve yırtık
ayakkabıların bulunduğu görüldü. Aralarında çocuk ayakkabılarının da olduğu
kanserli madde içeren ayakkabıların izine rastlanamadı. Ayakkabıların
bekletildiği antrepoyla ilgili inceleme başlatıldı.’’
Ve…
Şimdi O kaybolan ayakkabıların akıbeti meçhul!
Ayakkabılar kayıp!
Yenilerle, eskiler yer değiştirmişler bir çırpıda!
Kuş olup uçtular mı? Toz olup kondular mı? Bilinmez de!
O kanserli madde içeren ayakkabılar nerede, hangi pazar tezgâhlarında,
hangi sokak arasındaki raflarda satılmakta! Hangi çocukların ayağında?
Ne vahim bir durum!
Biz ağlarken, kahrolurken bir çift kara lastiğin haline!
Şimdi binlerce çocuğun ayağına giyeceği kanserojen etkili
ayakkabıların peşine düştük, düşmesine de!
Nerede? Nasıl? Kim bilir? Kim bulur?
Nasıl bulunur?
Belki ‘’O’’ küçük kız ağlamayacak bir müddet, yeni
ayakkabılarını giyip okula gidecek, sevinerek!
Ya onun ve diğerlerinin sağlığını bekleyen büyük tehlike?
Bilemeyecek hiç kimse!
Birilerinin, 3-5 kuruş fazla para kazanalım hırsı; binlerce
insanın sağlığını hiçe sayacak!
Her şey gibi, bu da unutulup gidecek!
Hayat, kör topal, öylesine devam edecek!
Ay Şen…
Yazarın notu;
Antik bir Hint masalı ile son nokta…
‘’Çok büyük ama aptal bir
kral sert zeminin ayağını acıttığını söyleyip tüm krallığın sığır derisiyle kaplanmasını emretmiş. Ancak
sarayın maskarası bu fikre kahkahalarla güldü; o bilge bir adamdı. Dedi ki:
“Kralın fikri en basitinden komik.”
Kral çok kızmıştı ve
maskaraya dedi ki: “Bana daha iyi bir seçenek göster yoksa öldürüleceksin.”
Maskara, “Efendim küçük bir
sığır derisi parçasını kesip ayağınızı kaplayın” dedi. Ve ayakkabılar bu
şekilde doğdu.
Bütün dünyayı sığır
derisiyle kaplamaya gerek yok; sadece ayağını kaplamak tüm dünyayı kaplar.
Bilgeliğin başlangıcı budur. ''
Ayakkabılardan önce, vicdan kayboldu!
Vicdan, cüzdanın ardında yok oldu!
Etiketler:
antrepo,
Ay Şen,
Ayakkabı,
Azor boyası,
Çin,
İstanbul Erenköy Gümrüğü,
Kocaeli,
vicdan
20 Kasım 2014 Perşembe
''Bu tarz benim!''
Bir furyadır gidiyor günlerdir. Millet kilitlenmiş
televizyonların önüne!
Efendim, sıra geldi 80’lerin konseptine!
Kim ne giymiş?
Nasıl gezmiş o yıllarda?
Elbette modayı takip edecek insanlar, elbette dışarı
çıktığında ya da ev de bile olsa çeki düzen verecek kılığına kıyafetine.
Moda neymiş?
2 yılı aşkın bir süredir televizyon açmıyor ve seyretmiyorum
ben!
Televizyonun ilk evlerimize geldiği yılları hatırlıyorum da!
Siyah beyaz… Ne mümkün herkes alabilsin. Misafirlikler ‘’telesafir’’ bazen de ‘’ototelesafir’’
haldeydi. Saat 12 dedi mi yayın istiklal marşı ile nihayetlenirdi. Televizyonun
denen cihazın evlerimize iyice yerleşmesi ve hatta aileden biri olup çıkması
neticesinde; insanlar o cam kutudan bir türlü ayrılamaz, gözlerini alamaz hale
geldiler. Zaten kitap okuma ya da okuma oranları ülke bazında istatistiki
rakamlara göre yerlerde sürünürken, şimdi yüzdeler eskisinden de çok düşük ve
her şeyi cam kutudan görür öğrenir oldu insanlar? Ne kadar? Haberler ve
gerçekler, sana sunulduğu kadar! Ötesi yok! Bilmene de gerek yok!
Televizyonun insanlara sağladığı katkıyı, kişiler
kendilerine göre değişik yönlerde değerlendiriyorlar. İnsanları eğitmesine
gerek yok! Eğitim aracı da değil! Maksat
eğlendirmek mi yoksa insanların akıl ya da algı veya sorgulama yetilerinin
uyuşturularak köreltilmesi mi? Ya da hepsi mi? Allah bilir! Dizi dizi diziler,
çeşit çeşit programlar! Kazanılan paralar, reklam gelirleri ve cam kutuya
kilitlenmiş insanlar! Gelsin artistler, gitsin artistler. Bir günlük şöhret
bile yeter diyenler! Bunca yıldır ‘’biri bizi gözetliyor’’ gibi programlardan
hangisindeki kişi ya da kişiler kaldı akıllarda veya ortalıklarda? Yok!
Bugüne değin belki binlerce insan geçip gitti bu
programlardan, boy gösterdiler. Gün oldu kavga ettiler, gün oldu aşk yaşadılar
kendilerince veya şarkı söyleyip şöhret kapılarını açmaya çalıştılar. Kimi özel
yeteneklerini sergiledi, kimi göbek attı kim daha güzel atıyor diye, kimi sanat
icra etti, kimi de komedi yaptı. Hatırlayabiliyor musunuz? Hangi programlar
vardı ve kimler kaldı, bu suyun üstünde? Belki birkaç kişi! Gerisi, kuyruklu
yıldız misali ekranlardan kayıp geçti!
Ya ülke gündemi?
Ülkede olup bitenler?
Gezi parkı!
Taksim!
Taksim’de bir saat durduk yerde yerinden vinçle sökülüp
kaldırılan otobüs durağı! Otobüs durağının kaldırışına bakan insanların şaşkın
bakışları! Neden? Ne için? Kim kaldırdı, bilen yok!
Yine söz konusu edeceğim ki unutuldu birçok yaşadığımız
şeyler. Mesela Van depremi! Unuttuk… Unutturuldu! Depremden sonra insanların
çektikleri çileler ve halen çektikleri.
Ne haldedirler? Ne yer ne içerler? Bu soğuk iklim şartlarında nerelerde
kalır, nasıl yaşarlar?
Şehit babasının derme çatma kapısını eskimiş kilim parçası
ile kapattığı kumdan evi!
Halen kayıp çocuklarının izlerini aramaktan yılmayan
anneler!
Tersanelerde iş kazasına kurban giden işçiler!
Kaz dağlarındaki doğa katliamı ve eklenen yenileri!
Her gün katledilen şiddet mağduru kadınlar veya çocuklar!
Cinsel istismara maruz kalan yüzler veya binler!
Madenler!
Soma ve orada yitirdiğimiz canlar! Ardında yok ve yoksulluk
içinde kalanlar! Çocuklar! Çocuk gülüşleri dudaklarının kenarında donup kalan
çocuklar!
Sonra zeytinler!
Zeytinleri kesilmesin diye yerlerde sürüklenip dayak yeme
pahasına nöbet tutan köylüler ve hüsran!
Kesilen zeytin ağaçlarından hasat yapıp 3-5 kuruş kazanayım
diye çabalarken, yağ fabrikasından dönüşte trafik kazasına kurban giden
insanlar!
Ermenek’te günler sonra suyun içinden birbirine sarılmış bir
halde çıkarılan cenazeler! Cenazeleri çıkaran kurtarma ekiplerinin
tutamadıkları gözyaşları!
‘’Bonzai’’ denen illete ve uyuşturucuya kurban verdiğimiz ve
her geçen gün sayıları çoğalan gençler!
Sonra ‘’Bir çift lastik ayakkabı altında ezilen Türkiye’’
İçim ezik, ruhum buruş buruş!
Ben televizyon seyretmiyor, gündemi okuyarak ve kahrolarak
izliyorum.
Nereye ve nasıl gidiyoruz? Onu da bilemiyorum!
Daha sayamadığım neler neler!
‘’Bızımla değilsın!!!’’
Değilim!
Değilim!
‘’Bu tarz da benim!’’ arkadaşlar!
Kimse kusura bakmasın!
Ay Şen
Etiketler:
Bonzai,
diziler,
Ermenek,
Gezi Parkı,
Kaz Dağları,
moda,
Soma,
Taksim,
Televizyon,
Van depremi
8 Kasım 2014 Cumartesi
''Zeytinyağlı yiyemem aman!''
http://blog.milliyet.com.tr/---zeytinyagli-yiyemem-aman---/Blog/?BlogNo=479341
Basma da fistan giyemem aman!
Ne güzel türküdür, cıvıl cıvıl, kıpır kıpır...
Gerçi son zamanlarda cıvıldamak bile ''muhtemel suçlu'' kapsamında da!
Türküler de cıvıldamaktan geçti vaz!
Kuşların ağıtları avaz avaz!
Şimdi!
Sorsam ki size! ''Ağacı olmadan portakalı nereden bulursunuz?'' diye.
Sakın ola ''marketten buluruz'' cevabını vermeyin! Kahırdan asık yüzüme.
Ne alaka da demeyin!
Ha portakal, ha zeytin!
Ağacı olmadan, kökleri salınmadan toprağa...???
Kıyım kıyım kıyılır mı o güzelim ağaçlara?
Kıyılır!
Yemek tariflerinizden falan çıkartın zeytinyağını!
Artık, bir avuç zeytini bulamazken, nasıl bulacaksınız ki yağını?
Ağla eli kınalı anam ağla!
Ağla ki inleyen dağ taş dinlesin!
İstimlak paralarını alırken gülen gözlerin; şimdi yanıyorsa yasla!
Vakti zamanında düşünmeden oy verdiklerine; şimdi sırtını yasla!
Aslında benim kaygım değil sizin dökülen gözyaşlarınıza!
''Kendi düşen ağlamaz! '' demiş atalarımız UNUTMA!
Ben ağlarım.
Ben yanarım.
Yüzyıllar boyu hiç bir karşılık beklemeden, bıkıp usanmadan
Ürün veren o güzelim ağaçlara!
Basma da fistan giyemem aman!
(Basma fabrikaları da kapandı ki!
Bulursan giymemezlik etme sakın!)
Verin benim ağacımı geri!
Ben zeytinsiz yapamam aman!
Ne güzel türküdür, cıvıl cıvıl, kıpır kıpır...
Gerçi son zamanlarda cıvıldamak bile ''muhtemel suçlu'' kapsamında da!
Türküler de cıvıldamaktan geçti vaz!
Kuşların ağıtları avaz avaz!
Şimdi!
Sorsam ki size! ''Ağacı olmadan portakalı nereden bulursunuz?'' diye.
Sakın ola ''marketten buluruz'' cevabını vermeyin! Kahırdan asık yüzüme.
Ne alaka da demeyin!
Ha portakal, ha zeytin!
Ağacı olmadan, kökleri salınmadan toprağa...???
Kıyım kıyım kıyılır mı o güzelim ağaçlara?
Kıyılır!
Bugün
binlercesine!
Yarın
milyonlarcasına!
Hangi
ağaca konacaklar şimdi ‘’O’’ kuşlar?
Hangi
dalda şakıyacaklar?
Yemek tariflerinizden falan çıkartın zeytinyağını!
Artık, bir avuç zeytini bulamazken, nasıl bulacaksınız ki yağını?
Ağla eli kınalı anam ağla!
Ağla ki inleyen dağ taş dinlesin!
İstimlak paralarını alırken gülen gözlerin; şimdi yanıyorsa yasla!
Vakti zamanında düşünmeden oy verdiklerine; şimdi sırtını yasla!
Aslında benim kaygım değil sizin dökülen gözyaşlarınıza!
''Kendi düşen ağlamaz! '' demiş atalarımız UNUTMA!
Ben ağlarım.
Ben yanarım.
Yüzyıllar boyu hiç bir karşılık beklemeden, bıkıp usanmadan
Ürün veren o güzelim ağaçlara!
Etiketler:
''Kendi düşen ağlamaz!'',
basma,
fistan,
kuşlar,
Zeytin,
zeytinyağı
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





