27 Ocak 2013 Pazar

‘’Bir milyar kadının dans etmesi devrimdir.’’ ‘’One Bilion Rising’’


http://blog.milliyet.com.tr/--bir-milyar-kadinin-dans-etmesi-devrimdir----one-bilion-rising--/Blog/?BlogNo=399414

Kadına şiddet!
Ve… Kadına şiddete HAYIR!
‘’Dünya’da her üç kadından biri, ya bir kere şiddet görüyor ya da tecavüze uğruyor’’
Ki… İstatistiki rakamların sağlamlığı, tartışılsa da bu oranın; ülkemizde daha fazla olduğu, her iki kadından birinin şiddete maruz kaldığını göstermektedir.
‘’Bir milyar kadının haklarının ihlâl edilmesi gaddarlıktır.’’
Ve…
‘’Bir milyar kadının dans etmesi devrimdir.’’
Gökyüzünde ışıldayan Güneş’i görebilmekse marifet, ya da sicim gibi yağan yağmurun altında, fütursuzca birlikte ıslanmayı göze alabilmekse… İşte budur SEVGİ…
Ve… Sevginin filizlendiği yerde ŞİDDET olamaz!

İşte budur bütün mesele…
Kadın; hayattır.
Kadın; hayata anlam kazandırandır.
Kadın; fedakârdır.
Kadın; topraktır.
Kadın; berekettir.
Kadın; sevgidir.
Kadın; renktir.
Kadın; çiçektir.
En ufak bir zedelenmede, solup gidendir.
Kadın; barış ve kardeşliğin simgesidir.
Kadın; HAYATIN TA KENDİSİDİR.
(İstisnalar kaideyi bozmaz!)

Yıllar boyu, yıllar yılı… Kadına şiddet konusu işlense de, her an gündeme getirilse ve çeşitli yasalar ile önlenmeye çalışılsa da; yasa koyucuların yasaları uygulamakta ağır kalışları ya da yasaları uygulayanlar ile şiddeti uygulayanların er kişi olmaları!!!
Kadına şiddetin dozunu, azaltacağı yerde ne yazık ki artmasına sebep olmaktadır.
Kadına şiddet! Fiziksel, cinsel, tensel, sözel, maddi ve manevi yönden her geçen gün artarak devam etmektedir.
İşte bu yıl, 14 Şubat 2013 Dünya Sevgililer Gününde düzenlenen; bu protesto çok anlamlıdır. Kadınlar hediye almak ya da hediye vermek yerine ( Kapitalizm çok üzülecek ama olsun!) dans ederek bir devrime imza atacaklardır.
Amaç; Kadına yönelik şiddeti, tüm Dünya ülkelerinde, dans ederek, ayaklanarak, protesto etmek ve seslerini duyurmaktır.
Hedef; tüm Dünya’da bir milyar kadına ulaşmaktır. Ve… Bu kampanya ‘’ One Billion Rising’’ adıyla yürütülmektedir.

Dünyayı, SEVGİ ÇİÇEKLERİ İLE BEZMEK YERİNE… ŞİDDET NİYE?
HAYDİ KADINLAR… BİRLİĞE BERABERLİĞE, ‘’KADINA ŞİDDETE SON’’ İŞBİRLİĞİNE, ELE ELE…
RAST GELE…
Sevgilerimle…

Ayşen Arslangiray Kura
27 Ocakta/ Kuşadasından


20 Ekim 2012 Cumartesi

Biliyor musun?

http://blog.milliyet.com.tr/biliyor-musun-/Blog/?BlogNo=382851

Yine, sahilin tenhalığındayım bu gece

Sahil mi ıssızdı, ben mi?

Söyleyemem ki kimseye

Yine, gün batıverdi, bir çırpıda denize

Yine ram oldu yüreğim,  aşkın çaresizliğine

Biliyor musun?

Kaç Güneşler battı, özüm bilinmezliğe yol aldı?

Kaç mevsimler tükendi, baharlar, yazlar geçti?

Kaç geceler, yapraklar misali, soldu sarardı?

Kaç günler, günleri kovaladı, ümitlerle sarmalandı?

Biliyor musun?

Hep içimdeydi; bitmeyen özlemin

Hep baharları, yazları, nice mevsimleri tükettim,

Hep gelişini bekledim, ümitleri yoldaş edindim,

Hep gözlerimi, hüzün yağmurlarına esir ettim…

Biliyor musun?

Yine kasırgalar sardı; her  bir yakayı

Yine kuşlar göçürdü, bambaşka diyarlara, aşkı sevdayı

Yine sahil boyu, ıpıssız, sensiz, sessiz, sedasız

Yine ben kimsesiz, çaresiz, yapayalnız…

Biliyor musun?

…………..Ben bir kez sevdim

………….Seni yalnız seni

Sana rağmen sensiz…



 Ayşen Arslangiray Kura
Yitik bir zamanda

İşte hepsi bu

http://blog.milliyet.com.tr/iste-hepsi-bu/Blog/?BlogNo=383329


Tut ki deniz kıyısındayız ikimiz, yine o bildik meyhanede
Tut ki eleyiz, göz göze, diz dize, akar olmuş gönüllerimiz birbirine
Tut ki gül  bahçesindeyiz, sen bülbül, ben bülbülün gözbebeğinde
Tut ki aşk şarabını içmişiz kana kana, sevda dolmuş bir bir kadehlere
Tut ki tutku sarmış her yanımızı, ayrılıktan bize ne, bizden kime ne
Tut ki şiir olmuş sevgimiz, mısra mısra yazılmış, temâyüz etmiş her bir yerde
Tut ki tutsak olmuş yüreklerimiz, dökülmüş nağme nağme evrene
Tut ki tutuklu kalmışız aşkın büyüsünde, ben sende, sen sonsuza değin bende
Tut ki deniz sakin, kıpırtısız, bizi bekler yine ‘’O’’ bembeyaz tekne
Tut ki cennetteyiz, baş üstümüzde Tûbâ yaprakları, bürünmüş renkten renge…
Vazgeç!
Hepsi birer hayaldi
Hepsi bir masal
Hepsi rüya
Faraziye
Hepsi hepsi
Ben çok sevdim seni…
………………..Hepsi bu…


Ayşen Arslangiray Kura
Yitik bir zamanda

6 Ekim 2012 Cumartesi

Adı yok!!!

http://blog.milliyet.com.tr/adi-yok---/Blog/?BlogNo=382185#aCom
Adı yok!

Topraktı tüllere bürünen… Yağmur olup güllere nakşeden. Kor idi yangınları alazlayıp, kalplere götüren. An’dı, anı bitiren. An’dı ömürleri tüketen.
Adı yok!
Titredi gitti. Kayıp duyguların şehriydi ya da kayıp öykülerin limanı. Kayıp insanların sessizce sığındığı sığınağı…
Adı yok!
Çözülmeyen karelerdi. Sağdan sola, yukarıdan aşağıya. Bir siyah bir beyaz.  İçselliği derindi… Suskunluğu ah ah!!! Diye diye sessiz çığlıklara yüklendi…
Adı yok!
Buğulu gözlerin, mavisiydi, elası, karası. Yosun yeşili bakışların pişmanlığıydı. Çaresizliği, yitikliği. Bir bir gidenlerin yoktu geriye dönüşü…
Adı yok!
Kırık kırıktı… Hayallerde hüzün, umutlarda kayboluştu. Karmakarışıktı! Çilelerin, dolup dolup taştığı, derbederliğin son durağı…
Adı yok!
Kadehlerde nafile aranan teselli. Efkârın doruk noktası. Usul usul tükeniş, yavaş yavaş sona gidiş. Belki de son bekleyişti.
Adı yok!
Belki’lere bağlanan, acaba’larla beslenen, hayır’larla bitendi. Belki de son gemiye yüklenen ümitlerdi. Suya düşüp, batıklara terk edilendi.
Adı yok!
Belki de kaderdi… İsimsizdi… Kimliksizdi…
Adı yok!
Cevabı zor! 
                      Adı  S
                             E  L E M
                             V
                             D
                      Adı A Ş K
                                    Ü
                                    L
Biraz duman, biraz zaman, belki tutku, belki biraz sen, biraz ben…
ADI YOK!!!



Ayşen Arslangiray Kura
Yitik bir zamanda…



2 Eylül 2012 Pazar

Seher Yeli'ne kapıldı gitti!

http://blog.milliyet.com.tr/seher-yeli-ne-kapildi-gitti-/Blog/?BlogNo=377331


‘’Ey be Remazan, heyt be Remazan, nittin sen? Nerelere gittin sen? Sen gittin gideli; yer gök yarıldı. Kızların ağıtları dağları aştı. Gözyaşları dere oldu çağladı, denize karıştı da deniz de dayanmadı taştı; taştı da deli gibi kıyıyı birbirine kattı…!!! Hey be Remazan nerdesin sen? Nerde?’’

Sahilde mini minnacık, ufacık bir kıyı köyüydü. Minnacık köyün upuzun sahili vardı. Köyün ahalisi genelde balıkçılıkla geçinir, tek tük de tarımla uğraşırlardı. ‘’Vira Bismillah’’ deyip, gecenin bir yarısı balığa çıkarlar, öğlene yakın bir saate geriye dönerlerdi. Çoğu kez de tekneler taşardı avlanan balıklardan, öyle de bereketliydi köy de ekmek tekneleri deniz de. Bereket deyince; kızlar da bereketliydi bu minicik köyde. Al yazmalı Ferhunde, Sarı Çiçek Güzide, Pamuk Elli Gülfide,  Nur Kız bir de Karaca Kız.

‘’Hepsi de sevdalıyı bizim Remazan’a… Sanki dünyada başka delikanlı yokmuşçasına! Ah vira çapkın Remazan ah!!!’’ Uslanmadı ki bir türlü… Her birinde vardı gönlü. Ya da gönlünün bir bölümü… Dinlemedi ne ana ne baba, ne de büyük sözü! Ah bre Remazan ah!’’

Bu hikâyenin kahramanı bir kişi ya da bin kişi veya sayısız kişi. Ben diyeyim Remazan, sizin deyin kızçeler. Laf lafı açar, kiminin yok işi lafın belini kırar. Kiminin çok işi, lafı düğüm düğüm büker. Bükülen laf ortalığı terk eder, beli kırılan inim inim iniler.

Nur kız var ya Nur Kız; Bizim Remazan’ın essah yavuklusu. Hani beşik kertmesi misal. Bir içim su, gözleri boncuk mavi, bakışları derin mana içerikli. Deniz deniz kokar teni. Bir baktı mı erir insanın içi. Vay ki vay çenesi! Hiç susmaz ezeli beri. Remazan’ı bile bezdirdi canından kelli!

Pamuk ellim, beyaz tenlim, güzeller güzeli Gülfide… Hep mahzun, hep boynu bükük. Hiç gülmemiş ki yüzceğizi. Ana baba terk eylemiş vakitsiz bu âlemden, amca yenge kapısında eğlenmiş garip Gülfidem… Hep sığıntı, hep ikinci, hep Sindirella misali. ‘’Koş su getir! Koş inekleri sağ! Koş yemekleri hazırla!’’ Hep emir kipiyle hitap etmişler ona. Gönül bu ya ‘’O’’ da kaptırmış biçare gönlünü; Remazan’a! İçinde hep bir türkü tutturmuş; Remazan’a söyler dururmuş…

Al yazmalım, güzellerin hası; Anasının has kızı Ferhunde… Dağ çiçekleri gibi güzel, dağ çiçekleri gibi nadide, bir o kadar da nazlı… Eser rüzgâr misali, yürür sahilde. Görenlerin bir kez daha bakası gelir. Baktıkça el âlem, Ferhunde al güller gibi kızarır, kızardıkça bozarır. Kızılımsı saçları pürçek pürçek yazmasının altından Güneş’e yaslanır. Alevlere teslim olur yanar, yanar, yanar… Aynı yürek yangının kor alevleri gibi avaz avaz…

Güzlerin hüznüdür, hüznün şiir yazgısı Sarı Çiçek Güzide… Kar tanesi gibi bembeyaz duru teni. Savurdukça uçuşan, sapsarı saçları örter belini. Ya gözleri, ya gözleri? Zümrüt yeşili. Sesi güzeldir öteden beri. Yangın yeri güzel kalbi. Sabah akşam şarkılar söyler, elemli, hüzün yüklü, kederli. Umar, duyar belki enginlerde gezen, Remazan deyi deyi. Pek içten, pek yürektendir söylediği ezgileri… Ya da hüzünlü sitemleri…

Remazan, hani bizim kaytan bıyıklı Remazan! Bu kadar çiçekle bir olunca feleğini şaşırır! Bir gün Gülfide’ye, bir gün Ferhunde’ye, bir diğer gün de Güzide’ye sargın. Ortalıkta dolaşır darmadağın. Morumsu dağların, mor ezgilerine tutunur da, Nur Kız’a ne yalanlar kıvırır… Nur Kız önceleri aldanır, sonra… Remazan’ı bir duvardan, bir duvara savurur. ‘’Hani bendim sevdiğin? Diye… Remazan’ın ciğerini kavurur.

‘’Vay Remazan vay, vay ki vay!!! Daha ne yollar var! Yorulacağın, yakın sanıp koşacağın, Koştukça yanacağın ne yollar…!’’

Günlerden bir gün, mini minnacık köye; bir kız gelir… Eteklerini sürüye sürüye… Karaca Kız onun adı… Hiç birinde yok mağrur bakışları. Kirpiklerinin ardında, kapkara sürmeli gözler… Süzer de süzer… Adımları yok gibi, yürüyüşü edalı. İncecik beline takmış gümüş kemer, başında yemeni ne gezer? Karaca kız belli ki şeherli, başında kenarlıklı şapkasından belli. Yürüdükçe dağılır, ezilir, ufalanır sanki yerlerdeki Arnavut kaldırımı taşlar bir bir. Bizim Remazan’ın yüreği pır pır. Taşlar gibi ufalanır, Remazan’ın da gönül direği.

‘’Hani boncuk dağıtırdın kızlara birer birer? Ne oldu bre Remazan, neden ezilirsin sevda yükünün altında? Neden?’’

Karaca Kız umarsız, yangının alevlerine pek bi duyarsız!

Remazan, gider balığa… Boş gelir her avdan sonra… Kızlar şaşkın, Remazan derbeder… Aşk bu ne zaman geleceğini söylemez ki! Gün güne eklenir, aylar geçer sevda ateşi dinsin diye beklenir. Bizim Remazan, nerdeyse sandalda kürek misali debelenir. Bir sağa, bir sola… Çaresiz, gönül sultanına maniler dizelenir. Martılardan medet, rüzgârlardan ümit beklenir de! Yok!!! Karaca Kız’dan hiç ümit yok!

Remazan, seher vakti alır yeli ardına, çıkar gider balığa… Gidiş o gidiş… Bir daha ne gören olur. Ne akıbetini bilen. Kızlar sıralanırlar kıyıya… Günlerce beklerler, Remazan dönecek diye. Ağıtların bini bir para. Yaşlar akar sıra sıra.

Ne haber gelir enginlerden, ne de Remazan döner, gittiği seferden…

Laf lafı büker, laf lafı ezer geçer… Köyün ahalisi halen laf-ü güzaf eder.

‘’Her çiçekten bal almaya kalkarsan! Gün olur bal vermeyen çiçek uğruna, bal tutamaz arıya dönersin Remazan!’’

‘’Her kadından bir parça alıp, kafana göre kadın yaratmaya kalkarsan! Gün olur çetin bir cevize toslarsın Remazan!’’

‘’Gün olur Seher Yeli’ne kapılır, bilinmeze yol alırsın Remazan!’’

‘’Heyt be neredesin bre Remazan?’’


Ayşen Arslangiray Kura
3 Eylülde/ İzmir’den






8 Ağustos 2012 Çarşamba

Ey sevgili


Ey sevgili,
‘’Akrep’’le yelkovan, buluşmak için
An’ı kovalarlar…
Bilmez misin?
‘’Sevgi’’ İmbat’ın efil efil esintisiyle yönelmiş mor dağlara,
Hissetmez misin?

Ey sevgili,
Baktığın her yerdeyim…
Ümit deryasının derinliklerinde,
Denizin uçsuz bucaksız maviliğinde…
Martıların sevinç dolu çığlıklarında,
Kıyıda terk edilmiş sandalın yanı başında,
Gönüldeyim…
Görmez misin?

Sen!!!
Kayıp şehrin, kayıp bir hikâyesinin
Başköşesinde,
Ben!!!
Gaipten gelen ‘’UMUT’’ ecesiyim…
Bilmez misin?

Sen!!!
Son nefesime değin, yüreğimin taaa içinde
Yaşıyor ve yaşarken
Ben!!!
Kayıp şehrin rüzgârı olup,
Hep sana eseceğim.

İster misin?


Ayşen Arslangiray Kura
Yitik bir zamanda


                                                                              

6 Ağustos 2012 Pazartesi

''Ağlama değmez hayat! Bu gözyaşlarına!''

http://blog.milliyet.com.tr/--aglama-degmez-hayat--bu-gozyaslarina---/Blog/?BlogNo=373878





‘’O’’ Ebabil kuşuydu,
Yandı bitti, kül oldu.
Ansızın, bir gün…
Küllerinden yeniden doğdu!’’

Iğıl ığıldı duygular, karman çorman karışmışlar
Alevlerin kızıllığında koyulmuş; avaz avaz yanıyordu haykırışlar
Güllük gülistanlık bahçelerin; solan ne ilk gülüydü, ne de son goncası
Dikenlerle alabora olmuş alacası…
Yaprak yaprak dökülen hayat romanımın son noktası…
Ay ışığının sonatı...
Masalsı, masalımsı…

‘’Bir gül’’ dedim!
Bir gül!
Güller açsın, gönül bahçemde
Bitmeyen çilekeş ömrümde
Sonsuzluğa terk edilmiş şiirimsin, son demlerimde…

Şimdi!!!
Meçhule giden ‘’O’’ ıssız geminin güvertesindeyim
Yalnız, yapayalnız…
Uçuşan, uçurtma kuyruğuna taktığım tüm söylenmemiş sözlerim
Yaralı bir ceylan gibi ürkek yüreğim
Us ’unun bilinmez bir köşesinde; hatırlamanı beklerim
Hem ağlarım, hem giderim…
Deniz!
Kükrer!
Kükredikçe köpük köpük dalgalanır, dalgalar acımasızca kıyıyı döver
Hep ağlar ki kıyı; sessiz sessiz, sessiz ve sensiz…
Ufkunda karışmış maviler
İnim inim iniler morumsu lacivertler…
Hep serkeşti ki martılar; birer birer kırıldı buğulu kadehler
Birer birer söndü gözlerdeki ferler
Hep buğuluydu ki kadın; çığlıklarıyla kahırlanmıştı hüzünler…

Ayrılık!
Aşk ateşten gömlek…
Doru atın terkisinde uçar gider doludizgin bambaşka diyarlara
Meşk! Çırpınır yalnızlığın pençesinde, savrulur bir o yana, bir bu yana
Bilemezsin ki gider hangi yana?
Ah ayrılık!
Boğazımda düğümlenen, binlerce hıçkırık…

Özgürdü balıklar!!!
Birer birer telli kavağın biçare dallarına tutunmuşlar
Göç etmiş kırlangıçlar, ürküp kaçışmışlar…
Arz’ın merkezinden esmiş; ümitlerin esiri delice rüzgârlar
Sular soluksuz; Sema’yı mesken tutmuşlar…

Lâl olmuş diller
Sus pus tüm sözcükler!
Yıkılmış boşa kurulan, mavi düşler!
Bir daha dönmemiş ki geriye, gidenler!

Bir kadın yitip gide
Bir kadın öle
Bir kadın… 
Belki de bir nefes ötede…

Ayşen Arslangiray Kura
Yitik bir zamanda