1 Mart 2012 Perşembe

Muhteşem Yüzyıl ve haremin büyüsü



http://blog.milliyet.com.tr/muhtesem-yuzyil-ve-haremin-buyusu/Blog/?BlogNo=351284

Gizdir, gizemlidir harem.  Sadece izin verilenlerin, izin verildiği ölçüde girebildiği ve görebildiği. Bu nedenledir ki yüzyıllar boyunca gizemini, erişilmezliğini ve sırlarını korumuş hatta günümüzde dahi korumaktadır.

Osman Bey’in çadırından, Devlet-i Aliye büyüdükçe ve geliştikçe yerleşik düzene geçilmiş, Yıldırım Beyazıt zamanında düzene konulmuş, Fatih Sultan Mehmet tarafından teşkilatlandırılmış ve Kanuni Sultan Süleyman devrinde de en kapsamlı halini almıştır.

‘’Korunan yer, mukaddes alan’’ olarak sözlük anlamı yüklenen Harem,  yıllar yılı batılı yazarların ilgisini çekmiştir. Harem-i Hümayuna giren,  yabancı kökenli ya da gayrimüslim satıcı kadınların, anlatımlarına istinaden hakkında birçok yazı yazılmış ve tablolar yapılmış ise de bu bilgilerin doğruluk derecesi tartışılır.

Harem, padişahın evi ve özelidir. Protokolde ve korunması gereken yerlerin birinci sırasındadır. Eski Floransa saraylarında kadın, erkek birlikte eğlence tertip edilen haremlerin aksine Harem-i Hümayuna, çok özel izin verilenler dışında erkeklerin girmesi yasaklanmıştır.

Padişah tarafından; emrindeki iki yüz zenci hadımla ‘’Kızlar ağası’’ ki ‘’Darüssade Ağa’’da denilen kişi haremin emniyet ve güvenliğini sağlamakla görevlendirilmiştir.

Harem, tüm mahremiyetine karşın cinsellikle anılmasına ve de padişahın zevk-ü sefa âlemleri sürdürdüğü bir mekân olarak tanımlanmasına karşın, bünyesinde üniversite niteliğinde eğitim kurumlarını barındırmıştır.

Padişah, haremin tek ve mutlak hâkimi olmakla birlikte; haremin yönetimi Valide Sultan’da idi.
Haremde barındırılan kızlar ki tarihi kaynaklara göre bunların sayıları zaman zaman 600- 700 civarını buluyordu. Haremde bulunan kızlar genellikle savaş esirlerinden, esir pazarlarından alınan kızlardı. Ya da Kırım hanlarının padişaha gönderdikleri armağan yahut da Kafkasya’nın fakir köylerinden ailelerince saraya gönderilenlerdi. Haremdeki kızların, çoğunun Çerkez, Abaza, Gürcü, Hırvat, Sırp nadiren de Venedikli oldukları söylenmektedir.

Haremde yaşayan kadınlar, iki sınıfa ayrılmışlardı. Alt sınıfta, sarayın gündelik işlerini gören, çırak, kalfa ve usta olarak adlandırılanlar, üst sınıfta gedikliler vardı. Hareme ilk giren kızlar, dört beş yıl süresince dikiş, nakış, dil ve müzik eğitiminden geçirilirler ve bu eğitim sonunda başarılı olanlar, eğer ki şansları var ise padişahın gözdeleri arasına girebilirlerdi.
Haremde gözde olan bir kız, kendi özel dairesine sahip olur, Külhancı usta tarafından yıkanır, kutucu usta tarafından giydirilir, haznedar tarafından değerli takılarla bezenerek, kızlar ağası tarafından da has odaya götürülürdü.

Padişahın gözdeleri sırayla ikbal, haseki, baş haseki ve baş kadın efendi isimleri ile adlandırılırlardı.

Haremde ilk evvela İslamiyet’i kabul eden kızlar, aynı zamanda sıkı bir din eğitiminden de geçirilirlerse de bazılarının, dinlerini değiştirmedikleri yine tarihi kaynaklarca iddia edilmektedir.

Haremde yaşayan ve yetiştirilen kızların bir kısmı da; Enderun mektebinde edebiyat, ekonomi, bilim, dil, din ve devlet işleri konularında eğitilerek, eğitim sonunda devlet erkânında görev verilen içoğlanları ile evlendirilirler ve saraydan gelin olarak çıkarlardı.

Oğlu ölen valide sultan veya eşi ölen haseki haremden ayrılarak, eski saraya gönderilirdi ki bu sarayın bir diğer adı da ‘’Gözyaşı Sarayı’’ idi.

Haremde çok sıkı kuralların ve disiplinin olduğu ve bu disiplini de valide sultanın nezaretinde Kethüda kalfanın sağladığı, kurallara uymamakta direnen kızların cezalandırıldığı yazılı kaynaklarda belirtilmektedir.

Kurallara uymamak dışında bir de büyücülük gibi işlerle uğraşan kızların ise el ve ayaklarının bağlanarak, çuval içerisinde denize atıldığı rivayet edilmektedir ki bir rivayete göre de Boğaz’da zaman zaman balıkçıların, denizin derinliklerinden kadın çığlıkları duydukları söylenmektedir. Tabii ki rivayet dedik! Doğruluğu tartışılır. Haremin gizemi kadar yaşananlar da gizdir.

Harem bir efsanedir, yaşanmış bir efsane ama büyüsü asla kaybolmamış. Bu gün bile baktığımızda, ya da haremle ilgili araştırıp, okuduklarımızdan edindiğimiz duygu; haremin rüyaları süsleyen bir yaşam mı olduğu ya da kâbuslara kucak mı açtığı bilinmez. Bilinemez!

Haremde yaşayan kadınların, giyim ve kuşamları, taktıkları mücevherler ve sürdükleri kokuların, doğunun haşmetli ve mistik havasını yansıttığını, günümüze ulaşan bilgilere dayanarak söyleyebiliriz.

Osmanlı İmparatorluğu’nun harem gerçeğini yaşayan ve yaşatan, harem hayatına damgasını vuran Hürrem Sultan, Nurbanu Sultan, Safiye Sultan, Kösem Sultan ve Turhan Sultan gibi hasekileri sayabiliriz.


Bilinen gerçek şudur ki; harem hayatı ne kadar şaşalı, depdebeli, şatafatlı olsa da, giyim kuşam ya da mücevherlerle donansa da kadınların özgürlüklerinin olmadığı aşikârdır.
Haremdeki kadınların kendi çocukları üzerindeki tasarrufları dahi kurallara bağlıdır.
Kim bilir belki de o şatafatın ardında, gizemli ve büyülü dünyada; özgürlüğe yüklü özlemlerle ne gözyaşları akıtılmıştır!


Ayşen Arslangiray Kura
29.02.2012/İzmir
 Yazıdaki görseller;www.forumgercek.com,www.turkforum.net adreslerinden alınmıştır.