12 Ağustos 2011 Cuma

KİRAZLI'DA EKOLOJİK PAZAR



İmbat efil efil, Temmuz sıcağının kavuruculuğunu az da olsa hafifletmeye çalıştığı bir anda, baktım ki esir olmuşum İmbat’a. Aldı savurdu beni Kirazlı köyüne. Savrulmamın sersemliğini bir silkinişte attım üzerimden, doğruca köyün meydanına ilerledim, pazar günleri kurulan EKOLOJİK ÜRÜNLER PAZARI na ve pazarda satış yapan kadınların yanına. Bu pazarda sadece kadınlar satış yapıyorlar ve sadece kendi ürettikleri ürünleri pazarlıyorlar.
Hepsi ile teker teker tanıştım ve sohbet ettim. Bu sohbeti ve izlenimlerimi Milliyet Blogda yazarak paylaşacağımı söylediğimde, hem şaşırdılar hem de sevindiler. İlerleyen satırlarımda; anlatılanları, gördüklerimi ve öğrendiklerimi anlatmaya çalışacağım sizlere, birer birer. Bu arada da öğrendim ki neler, neler. Düşünmeden edemedim açıkçası, köyde yaşamak gerekmiş meğer. Biz o doğal yaşama özlem çekerken, şehir yaşamının keşmekeşinden bunalan kişiler olaraktan. Onlar da bizlere özenirlermiş, boşuna olduğunu bilemeden.
Kirazlı köyü, Kuşadası-Çamlık arasında, Kuşadası’na 10 km. uzaklıkta, köy sofraları ile ünlü şirin bir köy. Ne yazık ki ulaşımda biraz zorlanıyor gidenler ki bu nedenle de gelen giden sayısında azalma olmuş son zamanlarda zira yol çok bozuk. Bazı arazi sahipleri ile belediyenin ihtilafa düşmesi nedeni ile yolun düzeltilme ihtimali de pek yakın gözükmüyormuş. Köy sakinleri ve köye gelenler hayli meşakkat çekmekteler. Dört gözle yolun yenilenmesi ve gelenlerin artmasını beklemekteler.
Yıllar önce; Gürsel Tonbul isimli bir kadın girişimci önderlik eder köy halkına. Önce ekolojik tarım ile ilgili bir dernek kurar ve KÜPLÜCE adı ile ürünlerin markalaşmasını sağlar.
Ayrıca, kadın üreticilere sponsor olarak, köy meydanında ahşaptan satış yerleri yaptırır. Şu an kadınlar bu satış yerlerinde yetiştirdikleri ürünleri sergileyerek satış yapmaktalar.
Hamiyet Fırat, Saliha Tutar, Gülizar Duman, İlhan Fırat, Şerife İnce, Elvan Sabuncu, Sabahat, Nilgün Bayar, Hatice Mersin, Meryem Uysal ve Şükran Kaya isimlerini alabildiğim bu kadınlar. Her birinin, uluslararası CERES firmasınca verilmiş bulunan, ekolojik tarım yaptıkları ve organik ürünler yetiştirdiklerine dair müteşebbis sertifikaları var.
Tabii ki, bu sertifikalara sahip olmanın kolay olmadığını ve sertifika sahibi olmayanların bu pazarda satış yapamadıklarını anlattılar. Daha, daha neler anlatmadılar ki; pazarda geçirdiğim takriben üç, dört saat süresince. Sanki yıllardır tanışıyormuşuz gibi sıcacık, cana yakındılar. Sanki gelinleri, sanki kızları ya da kardeşleriymişim gibi davrandılar.
CERES Firmasının, yılda birkaç kez, uzman ziraat mühendislerinin köye gelerek; ekolojik tarım yapılan arazilerin ve yetişen ürünlerin toprak, yaprak analizlerini, kullanılan gübreleri (ki doğal gübre)tahlillerini yaptıklarını ve analiz ve de tahlil sonuçlarına göre sertifika almaya kazananların belirlendiğini söylediler.
Kirazlı köyünde, kiraz ve üzümün ilk sırada yetiştirilen ürünler olduğunu ve bu ürünlerin köyde kurulmuş bulunan Ekoloji Yaşam Derneğinin gayret ve çalışmaları neticesinde KÜPLÜCE markası adı ile ihraç edildiğini öğrendim.
Hibrit tohumlarla yetişen sebze ve meyveler ve de bunların işlenmesi ile üretilen ürünlerin sağlığımızı tehdit ettiği göz ardı edilmemesi gereken bir durum.
Özellikle, çocuklarımızın ve gelecek nesillerin sağlıklarının korunması ve de sağlık sorunlarının asgari düzeye indirilmesi açısından, ekolojik tarımın önemini iyi kavramamız ve desteklememiz gerektiği kanısı ile gözlemlerimi kaleme aldım.
Doğal yöntemlerle üretilen ve işlenen Küplüce markalı ürünlerin yetiştirilmesi esnasında hiçbir kimyasal ilaç ve gübre kullanılmamakta. Yetiştirilen tüm ürünlerin tohumları da yıllardır doğal ve özenli yöntemler ile elde edilerek, muhafaza edilmekte.
Örneğin üzüm pekmezi ile kaynatılmış, kiraz reçeli yapılmış ki muhteşem bir görüntüsü vardı. Ayrıca, karadut, böğürtlen, beyaz kiraz reçelleri, pekmez, sumak ekşisi, koruk suyu, üzüm sirkesi ile köyün dağdaki yamaçlarında toplanmış kantaron otu, kekik, karabaş otu ve filizkin otu( mide ağrısına iyi geldiğini söylediler) Pazar tezgâhlarında yerlerini almıştı. Bir de tarım işinden boş kaldıkları zamanlarda yaptıkları yemeni ve yemeni oyaları ile el işleri tezgâhları süslemekte idi.
Özel olarak yetiştirilen pembe domateslerden, Şubat ve Haziran ayları arasında uzun ve yorucu bir uğraşı sonunda ürün alınabilmekte.
Benim de PDA’na(Pembe Domates Ağı) üye olduğumu söylediğimde şaşkınlıklarını gizleyemeyip,- demek ki bizimle ondan bu denli yakından ilgileniyorsun- dediler. Ekolojik tarımın gelişmesi konusunda hem yardıma, hem de desteğe ihtiyaçları olduğunu belirtirlerken, hepsinin de gözleri ışıldıyordu. Yaptıkları işten gurur duydukları, güleç yüzlerinden ve sevinç dolu ses tınılarından belli oluyordu. Biber fidelerinin arasına fesleğen bitkisini ektiklerini ve bu bitkinin haşereleri uzaklaştırdığını kıvançla anlattılar.
Ben de, domates fidelerinin arasına aynı sefa çiçeğini ekerler ise; domatese gelebilecek beyazsinek, domates kurdu ve salatalık böceğini engelleyebileceklerini ve de daha kaliteli ürün alabileceklerini anlattım.(PDA dan öğrendiğim bilgiler) Hiç duymamışlardı, bir daha ki gelişimde aynı sefa çiçeğinin bir resmini götürmemi, mutlaka başka bir isimle tanıdıkları bir çiçek olabileceğini söylediler.
Artık veda vaktinin geldiğini söylediğimde; aynı sıcaklık ve sevgi ile uğurlamaya kalkıştılar. Ben mutlu bir halde, karınca kararınca alışverişimi de yaptıktan ve en kısa zamanda tekrar geleceğimi de belirttikten sonra; çok güzel ve faydalı bir günün ardından, anılarımı da yanıma alarak, eve dönmek üzere yola koyuldum.
Fırsat buldukça, bu tür paylaşımlarda yine buluşabilmek dileklerim, sevgilerim ve saygılarımla.
Ayşen Arslangiray Kura
17.07.2011/Kuşadası
Facebook:http://facebook.com/aakura
Twitter:http://twitter/#!/aysenkura