21 Ağustos 2011 Pazar

Ağlama anne ağlama!!!


Ağlama anne ağlama!!!
''Anne!
Yeter artık ağlama!
Sen ağladıkça, babamın boğazında düğümleniyor hıçkırıklar.
Hani! Hep bize öğretmişlerdi ya- erkekler ağlamaz- diye. Babam, akan gözyaşlarını saklıyor, için için akıtıyor yüreğinin en derinliklerine!
Bak!
Dövünme! Dizlerini döve döve paraladın onları da!
Ben, yanınızdayım her an siz bilmeseniz de!
Beni askere uğurlarken de ağlamıştın yine böyle. Komşular-ağlama! Ağlamak, ağlamak getirir.- demişlerdi de dinlememiş, ağıtlar yakmıştın. Bir yanda davul zurna çalarken- En büyük asker, bizim asker- nidalarıyla tempo tutarlarken arkadaşlarım, senin gözlerin yaşlar içinde; bakışların üzgün ve hüzünlü, yalnızca bana odaklanmış, hasret yüklemiştin yüreğine. Sanki bir daha göremeyecekmiş gibi beni nakşetmiştin o yüce gönlüne.
Fark etmediğimi mi sandın? O gürültünün, gümbürtünün içerisinde ben de seni, o gül yüzünü, öpülesi pamuk ellerini ezberlemeye çalışmıştım.
Ağlama anne ağlama!
Sen ağladıkça, azap olur yattığım nurlu mekân.
Defalarca öpüp  de kutsadığın ve bana bağladığın TÜRK bayrağı var ya. Al kanlara boyanmış o kutsal bayrağım uğruna bir değil bin canım olsa yine veririm ana yine.
Ayşe'ye söz vermiştim! Dönünce masallardaki gibi düğün yapacaktım ona, yuva kuracaktık, çocuklarımız olacak, mutluluğa doğru yelken açacaktık. Hayallerimiz vardı, bir bir gerçekleşsin diye çabalayacaktık.
Sen, kızın gibi sahip çık ona anacığım. Hatta bağrına taş basıp, elceğizlerinle evlendir. Çocuklarından birine de benim adımı ver ki oğlumun yadigârı deyip, ben niyetine sev doyasıya.
Bu benim sana ne ilk, ne de son mektubum zannetme!
Anadolu'nun bağrında; benim gibi daha nice ana baba evlatları yatmakta UNUTMA!
Dökülen kanlarımız, toprak olan bedenlerimiz, helâl olsun bu VATAN'a....
Ağlama Anne AĞLAMA!!!
Ayşen Arslangiray Kura
17.8.2011/Kuşadası