7 Temmuz 2011 Perşembe

Tatil yapmalı mıyım? Ya da nasıl bir tatil yapmalıyım?

 
Tatil yapmalı mıyım? Ya da nasıl bir tatil yapmalıyım?
Tatil kavramını yitireli çok uzun yıllar oldu. Neden diye sorarsanız eğer! Kuşadası’nda bir yazlık ev edindiğimizden beridir, kışları İzmir’de, yazları da burada geçiriyoruz. Sadece yaşamak amaçlı mekân değiştiriyoruz. Burasının tek avantajı( algıya göre de değişebilir) komşularla gayet samimi ve sıcak ilişkiler içerisinde yaşamamız. Yani herkesler sokakta yaşıyor. Tabii ki bu arada da üzüntüler, sıkıntılar, sevinç ve mutluluklar da ortak. İyi tarafları olduğu kadar, kötü taraflarını da göz ardı etmemek gerekir. Zira ağız tadı ile bir kavga edemiyorsunuz. Aman etraftan duyulmasın korkusu ile haklı olduğunuz bir konuda bile susmak zorunda kalıyorsunuz. Aynı durum aile içerisindeki herkes için geçerli olduğu gibi, komşular için de söz konusu.
Yani, gül gibi geçinip gidiyor aileler veyahut ta öyle görünmek zorunda kalınıyor. İşin en güzel yanı üzüntü ve sevinçleri paylaşabilmek. Tatil diye bir durum yok ortada açıkçası, yaşam paylaşıyoruz kalabalık bir ortamda. İyi ve kötü tarafları saklı kalmak kaydıyla.
Tatil yapmalı mıyım? Evet! Yapmalıyım.
Kendime daha fazla zaman ayırabileceğim, iş, güç, yemek, çamaşır, ütü vs. düşünmeyeceğim bir ortam olmalı. Benden hizmet bekleyecek kimseler olmamalı. Çok değil, on gün bile olsa yeter.
Nasıl tatil yapmalıyım? Ya da nerede tatil yapmalıyım?
Kış aylarının olağanüstü yoğunluğunu üzerimden atabilmem için önce beynimi dinlendirmeliyim.
Kaz dağlarında veya İstanbul’daki adalardan birinde. Kınalı, Burgaz veya Büyükada olabilir. Çok şey istemiyorum aslında! Televizyon olmamalı! Haberlerdeki gerginliği yaşamamalıyım hiçbir konuda! Telefon veya cep telefonu olamamalı yanımda. Mini mini book da ayrı kalmalı bir süre benden. Her zaman dinlediğim gibi sadece müzik dinlemeliyim radyoda, hafif ve dinlendirici bir müzik. Deniz kıyısında isem, müzik eşliğinde mehtabı ve yakamozların dansını seyretmeliyim. Etrafımda yeşil ve renk renk çiçekler olmalı. Onların muhteşem görüntü ve kokularını duymalı, teneffüs etmeliyim. Hele çam ağaçlarının mis kokularını doyasıya yaşamalıyım.
Gün içerisinde, duygularımı yansıtabileceğim bir deftere karalamalıyım hissettiklerimi. Boncuklarım ile şaheserler yaratabileceğim bir ortamım olsa. Tasarladıklarımı çizip, çizdiğim desenleri uygulayıp, rengârenk boncuklarla büyülü ürünler üretebilsem, tabii ki demli çayım ve olmaz ise olmazım sigaram eşliğinde.
Sonra!
 Sonrası gerçek yaşama dönmeli ve topladığım olumlu enerjiyi önce yakınlarıma ve çevremdekilere yansıtabilmeliyim.
Hayalini kurabilmek bile güzeldi.
Kim bilir?
Belki de gerçekleşebilir!!!
Ayşen Arslangiray Kura
7.7.2011/ Kuşadası