1 Haziran 2011 Çarşamba

KURTULAMAZ AZMİN ELİNDEN BAŞARI!


Yıl 2003, aylardan Kasım ayı, kışın yüzünü esirgemeden göstermeye başladığı günleri yaşıyorduk. Yağmurlar o yıl, mevsim normallerini de aşmış, yağıyor yağıyordu durmaksızın. Hani yağmur ağlıyordu derler ya, öyle bir kış karşılamasındaydık.
Sosyal Yardımlaşma projesinde çalışan bir arkadaşımın telefonu ile yoğun günlerim mutlu bir yoğunluğa dönüştü. Buca Lisesinde parasız yatılı bölümünde okuyan, ama bir öğrencinin üniversite sınavlarına hazırlanması aşamasında, yardımcı olup olamayacağımı sordu.
Kişilerin hayata bakış açılarının değiştiği, hayatı daha değerli kılan ve farklı gözlerle görmeye başladığı dönemler vardır, yaşamları süresince. Bu teklif de benim bakış açımın, değiştiği bir dönemin başladığı anın, başlangıcı oldu. Hem çok mutlu olmuştum, hem de onurlanmıştım.
Tabii ki, tereddütsüz hemen kabul ettim.
O gün okuluna ilk kez gidip, Mustafa(adını değiştirdim) ile tanışıp, nasıl ve ne günler çalışacağımıza ilişkin plan yapacaktık. Benim gideceğim de ona da bildirilmişti. Beni beklediğini biliyor ve böyle bir projede yer aldığım için çok heyecanlıydım.
Kul kurarken, felek gülermiş.
Oğlumun okuduğu okulda da Okul aile Birliği Başkanlığı görevini sürdürüyordum aynı zamanda. Okuldan çıkıp da Buca lise ’sine gitmeye hazırlanıyor iken, ansızın yine yağmur başladı ve şiddetini arttırarak yağmaya başladı. Öyle ki Buca’nın tüm sokak ve caddeleri sel sularına esir olmak üzereydi. Sanki koca ilçe dört bir yandan dere misali çağlıyordu. Abartısız ifade edebilirim ki, neredeyse sel suları, arabaların üzerinden aşmaya çalışıyordu.
Okulda, birlikte çalıştığım ekip arkadaşlarım; bu yağmurda gitmemin yanlış olduğunu ve bugünlük vaz geçmemi söylediler.
Hayır! Söz vermiştim.
İnatla yola çıktım. Tabiat şartlarına belki başkaldırı, belki de isyan duyguları içerisinde yola çıktım. Yürüyerek 10 dakikada ulaşacağım okula, minibüsle gitmeye çalıştığım halde, ancak bir saatte varabildim.
Yanılmamıştım! Beni bekliyordu.
Buca Lisesinde ilk kez Müdür yardımcısı ile karşılaştım, durumu beyan ettim. Haberi yoktu. Düştüğü şaşkınlığı, üzerinden hemen atıp, bize bir sınıf tahsis etti.
Daha sonra Mustafa ile tanışıp, nasıl ve hangi günlerde çalışacağımıza ilişkin plan yaptık. Haftada 3 gün saat 14.30 dan sonra çalışacaktık. Ben ona üniversite hazırlık test kitaplarından soruları okuyacak, o da doğru şıkları söyleyecek ve kontrol edecektik. Planımızı yaptıktan sonra, ilk gün yağmurun azizliğine uğrayan ben, sırılsıklam bir halde eve döndüm.
Ege’nin şirin bir ilçesinde yaşayan ailesinin 7. Çocuğu idi ve ne yazık ki doğuştan görme yeteneğine sahip olamamıştı.
Mustafa ile yedi ay süresince aralıksız ders çalıştık. Bu arada ona arkadaşlarımın desteği ile hafta sonları için ücretsiz dershane ayarladım.
Bakıp da, görebilen gözleri ile etrafındaki olanları göremeyen insanlardan daha akıllı, duygusal, çalışkan ve başarılı idi. Test kitabı yetiştiremiyorduk. Dershaneleri dolaşıp ona kitap bulmaya çalışıyordum. Arkadaşlarım da en büyük desteğimdi bu arada.
Aynı zamanda, son derece tok gözlü ve de onurluydu. Bir okul gömleği ile bir çift çorabı, bayramı bahane ederek zorla kabul ettirebildik eşimle.
Buca Lisesindeki öğretmenler de bizim çalışmalarımıza hem destek veriyorlar, hem de şaşmaktan da geri kalmıyorlardı. Eğer ki o yıl ben de sınava girmiş olsaydım kesin üniversiteyi kazanırdım zira öyle bilgi yüklenmiştik.
Diğer okuldaki ekip arkadaşlarım ki üniversiteye hazırlanan çocukları vardı.
‘’Sen hafta da 3 gün çalıştırıyorsun, bizim kızlara da şevk olsun 2 günde biz çalıştıralım’’ diye teklif ettiler.
Böylece biz, tüm ekip elele verip, başarı öyküsü yazmaya başladık.
Sınav günü geldi çattı. Mustafa’nın sınavı çok iyi geçti. Neticeler belli olduğunda hepimiz çok ama çok mutluyduk. Dokuz Eylül Üniversitesi Psikoloji bölümünü kazandı.  Arkadaşlarımın çocukları da başarılı oldular, onlar da üniversiteli oldular. Bu azmin zaferiydi. Birlikteliğin ve yardımlaşmanın eseri.
Tabii ki Mustafa’nın bitmeyen azmi, birçok öğrenciye kırbaç olmuştu.
Mustafa, üniversiteyi bitirdi ve şu an bir kurumda psikolojik danışman olarak görev yapıyor.
Her bayram ve özellikle anneler gününde beni asla unutmaz, arar ve kutlar.
Onurluyum, onun gibi bir evladım var.
Seviniyorum, başarılı olmasında ve hayata atılmasında az da olsa katkım var.
Mutluyum, hayata bakış açımın değişmesinde dönüm noktası yaşadım.
Karşılıksız sevginin ve yardımlaşmanın dayanılmaz yüceliğini fark ettim.
Her daim, insanlara el verelim derim.
Ayşen Arslangiray Kura
31.5.2011/Kuşadası